Sistinüri, böbreklerin süzme sistemindeki kalıtsal arıza nedeniyle “sistin” adlı protein yapı taşını idrara kaçırmasıdır. Bu madde idrarda çözünemeyerek kristalleşir ve üriner sistemde sistin taşı olarak bilinen dirençli böbrek taşlarını oluşturur.

Bu kronik tablo diğer taş türlerine kıyasla oldukça agresif bir büyüme eğilimi sergiler. Genellikle genç yaşlarda başlayan ağrılı böbrek tıkanıklıkları, hastalığın en belirgin ve zorlayıcı sonucudur.

Erken teşhis edilmeyen vakalarda sık tekrarlayan bu taş atakları, böbreğin süzme kapasitesini doğrudan tehdit eder. Bu yüzden zaman kaybetmeden uzman kontrolünde koruyucu bir tedavi planı başlatılmalıdır.

Ömür boyu süren bu durum güncel ürolojik yaklaşımlar sayesinde rahatlıkla kontrol altına alınabilir. Düzenli takip ve doğru alışkanlıklarla böbrek sağlığı uzun yıllar boyunca güvenle korunur.

Prof. Dr. Berkan Reşorlu
Üroloji Uzmanı

1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.

Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.

WhatsApp ile İletişime Geç

Sistinüri nedir ve böbreklerde sistin taşı nasıl oluşur?

Vücudumuz, yaşamı sürdürebilmek için yediğimiz gıdalardaki proteinleri parçalar ve aminoasit adı verilen daha küçük yapı taşlarına ayırır. Bu yapı taşları kan dolaşımına katılarak hücrelerin onarımı ve büyümesi için kullanılır. Böbrekler ise kanı aralıksız olarak temizleyen devasa bir arıtma tesisi gibi çalışır. Kan böbreklerden geçerken, içindeki atık maddelerle birlikte bu değerli aminoasitler de süzgeçlerden geçerek idrar kanallarına dökülür. Ancak sağlıklı bir sistemde böbrek, bu değerli yapı taşlarının idrarla vücuttan atılmasına izin vermez. “Proksimal tübül” adı verilen özel geri emilim kanalları bir tür kurtarma ekibi gibi çalışarak bu aminoasitleri yakalar ve tekrar kan dolaşımına kazandırır. Sistinüri hastalarında ise bu kurtarma ekibi, sistin ve beraberindeki birkaç aminoasiti yakalama yeteneğinden doğuştan yoksundur.

Sistin, ornitin, lizin ve arjinin isimli bu dört aminoasit geri emilemedikleri için idrarın içinde kalır. Diğer üç aminoasit idrarın sıvı yapısı içinde rahatlıkla eriyip görünmez bir şekilde vücuttan atılırken, sistin için durum oldukça farklıdır. Sistin molekülü, yapısındaki güçlü bağlar sebebiyle idrar gibi hafif asidik bir ortamda neredeyse hiç eriyemez. Tıpkı bir bardak çaya sürekli şeker attığınızda bir noktadan sonra şekerin erimeyip bardağın dibine çökmesi gibi, idrardaki sistin de belirli bir yoğunluğu aştığında dibe çökmeye başlar. Çökelen bu mikroskobik parçacıklar zamanla birbirine tutunur, katılaşır ve giderek büyüyerek sistin taşlarını meydana getirir.

Sistinüri genetik bir hastalık mıdır ve kimlerde sistin taşı görülür?

Bu rahatsızlık tamamen kalıtsal bir altyapıya sahiptir ve aileden çocuklara genler aracılığıyla aktarılır. Bilimsel olarak otozomal resesif olarak adlandırılan bir geçiş kuralına uyar. Bunu anlamak için genleri vücudumuzun yapım kılavuzları olarak düşünebiliriz. Böbrekteki o kurtarma ekibini, yani taşıyıcı mekanizmayı inşa eden genlerde bir yazım hatası vardır. Hastalığın bir çocukta ortaya çıkabilmesi için, bu hatalı genin hem anneden hem de babadan aynı anda miras kalması gerekir. Eğer hatalı gen sadece bir ebeveynden gelirse, çocuk taşıyıcı olur ancak genellikle hastalık belirtisi göstermez.

Bu genetik aktarım kuralı, hastalığın coğrafi dağılımını da etkiler. Dünya genelindeki böbrek taşı hastalarına bakıldığında sistin taşları oldukça nadir görülür. Ancak Akdeniz havzası ve Orta Doğu gibi akraba evliliklerinin geçmişten bu yana daha yoğun yaşandığı bölgelerde, anne ve babanın aynı hatalı geni taşıma ihtimali istatistiksel olarak daha yüksektir. Bu sebeple, hastalığın görülme sıklığı bu coğrafyalarda belirgin bir şekilde artar ve hastalık genellikle çok genç yaşlarda, hatta çocukluk döneminde kendini göstermeye başlar.

Bir böbrek taşının sistin taşı olduğunu diğerlerinden nasıl ayırırız?

Böbrek taşlarının çok büyük bir kısmı kalsiyum mineralinden oluşur. Kalsiyum taşları genellikle sivri uçlu, pürüzlü, sert ve kaya benzeri bir yapıya sahiptir. Sistin taşı ise hem dış görünümü hem de iç yapısı itibarıyla diğerlerinden çok belirgin şekillerde ayrılır. Dışarıdan bakıldığında rengi genellikle sarı ile kehribar arasında değişir. Yüzeyi kalsiyum taşları gibi pürüzlü değil sanki balmumuyla kaplanmış gibi pürüzsüz ve hafif parlak bir dokuya sahiptir.

İç yapısını incelediğimizde ise çok daha ilginç bir durumla karşılaşırız. Sistin molekülünün kimyasal diziliminde kükürt atomları bulunur. Bu kükürt atomları taşın içinde inanılmaz derecede sıkı bağlar kurar. Bu bağlar taşa cam gibi kırılgan bir yapı değil adeta kalın bir otomobil lastiği gibi esnek, kauçuksu ve şok emici bir özellik kazandırır. Bu kendine has dayanıklılık, ilerleyen süreçte doktorların uygulayacağı tedavilerin ve kullanacağı aletlerin seçimini doğrudan etkiler.

Sistinüri hastalığı ve sistin taşı belirtileri nelerdir?

Hastalığın en zorlayıcı yanlarından biri belirtilerin çok erken yaşlarda, genellikle çocukluk veya ilk ergenlik çağında başlamasıdır. Taşlar böbreğin içinde veya idrar kanalında tıkanıklık yarattığında, böbrek kapsülünün gerilmesine bağlı olarak çok şiddetli bir ağrı ortaya çıkar. Bu ağrı, genellikle bel bölgesinden başlayıp kasıklara doğru inen, dalgalar halinde gelen ve kişinin pozisyon değiştirmesiyle hafiflemeyen bir yapıdadır. Hastalık oldukça agresif ilerleme eğiliminde olduğundan, her iki böbrekte aynı anda taş oluşumu sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Tedavide geç kalındığında, taşlar böbreğin tüm iç boşluklarını bir geyik boynuzu şeklini alarak tamamen doldurabilir. Bu durum zamanla böbreğin süzme yeteneğini zayıflatarak uzun vadeli hasarlara yol açabilir.

Hastalarda en sık gözlemlenen şikayetler aşağıdaki gibidir:

  • Şiddetli yan ve bel ağrısı
  • Kasıklara vuran kramp tarzı sancılar
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İdrarda gözle görülen veya mikroskobik düzeyde kanama
  • Sık idrara çıkma hissi
  • İdrar yaparken yanma

Hastaneye başvurulduğunda sistin taşı ve sistinüri tanısı nasıl konulur?

Çocukluk çağında şiddetli böbrek ağrılarıyla gelen veya daha önce defalarca taş düşürmüş olan bireylerde teşhis süreci laboratuvar analizleriyle başlar. Teşhisin en pratik ve yol gösterici adımı idrarın mikroskop altında incelenmesidir. Sistin molekülü kristalleştiğinde doğada başka hiçbir taşa benzemeyen, kusursuz altıgen (heksagonal) bir şekil alır. İdrar mikroskopisinde bu renksiz, bal peteği görünümündeki altıgen kristallerin görülmesi, doktorlar için hastalığın en belirgin işaretidir.

Bunun yanı sıra idrara bazı özel kimyasal damlaların eklendiği hızlı tarama testleri uygulanır. İdrarın renginin kiraz kırmızısı veya macenta tonlarına dönmesi, idrardaki sistin miktarının çok yüksek olduğuna işaret eder. Ancak tedavi planlaması için idrardaki sistin yükünün ölçülmesi gerekir. Hastadan bir gün boyunca yaptığı tüm idrarı biriktirmesi istenir ve bu idrardaki toplam sistin miktarı gramaj olarak hesaplanır. Eğer hasta daha önce bir taş düşürmüşse veya ameliyatla bir taş çıkarılmışsa, bu taşın moleküler analize gönderilmesi teşhisi doğrular.

Tanı sürecinde yararlanılan başlıca yöntemler şunlardır:

  • İdrar mikroskopisi
  • Yirmi dört saatlik idrar analizi
  • Kimyasal renk reaksiyon testleri
  • Spektroskopik taş analizi
  • Kan testleri ile böbrek fonksiyon ölçümleri
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Sistin taşı şüphesinde radyolojik görüntüleme yöntemleri sistinüri teşhisine nasıl yardımcı olur?

Taşın boyutunu, böbreğin neresine yerleştiğini ve idrar yollarında bir tıkanıklık yaratıp yaratmadığını görmek için görüntüleme cihazlarından yardım alınır. Standart böbrek taşları röntgen filmlerinde parlak beyaz kemik gibi görünürken, sistin taşları içerdiği kükürt yapısı sebebiyle röntgen ışınlarını pek iyi durduramaz. Bu nedenle röntgen filmlerinde adeta buzlu cam gibi soluk bir leke olarak belirirler veya arkalarındaki bağırsak gazlarının gölgesinde kalarak tamamen gözden kaçabilirler.

Bu kısıtlamayı aşmak için günümüzde ilaçsız bilgisayarlı tomografi taramaları tercih edilir. Tomografi cihazı, böbreğin çok detaylı üç boyutlu bir haritasını çıkararak röntgenin göremediği en küçük taşları bile milimetrik olarak tespit etmeyi amaçlar. Ayrıca bu cihazlar taşın yoğunluğunu ve sertliğini sayısal olarak ölçebilir. Ancak hastaların genellikle genç yaşta olması ve ömürleri boyunca çok sayıda kontrolden geçecek olmaları nedeniyle, vücudu radyasyondan korumak büyük bir önem taşır. Bu yüzden hastalık teşhis edildikten sonraki rutin kontrollerde genellikle radyasyon içermeyen, ses dalgaları prensibiyle çalışan ultrasonografi cihazları kullanılır.

Radyolojik değerlendirmede kullanılan yöntemler şunlardır:

  • Kontrastsız bilgisayarlı tomografi
  • Ultrasonografi
  • Basit üriner sistem röntgeni

Sistinüri hastalarında cerrahi olmadan sistin taşı oluşumu nasıl yavaşlatılabilir?

Hastalığın tedavisinde temel amaç sadece var olan taşları kırmak veya ameliyatla almak değildir. Gerçek başarı, yeni taşların oluşumunu en aza indirmektir. Bu koruyucu stratejinin merkezinde su tüketimi yatar. Amaç idrarın içindeki sistin miktarını seyrelterek onun katılaşıp çökmesini engellemektir. Sıradan bir insanın içtiği su miktarı bir sistinüri hastası için yeterli olmaz. Yetişkin bir hastanın böbreklerinden günde en az üç litre idrar çıkışı sağlanması hedeflenir ve bunun için gün içine yayılarak çok yüksek miktarda su tüketilmesi gerekir.

Su içme alışkanlığında en kritik nokta ise gece saatleridir. İnsan uykuya daldığında böbrekler daha az su harcamak için idrar üretimini yavaşlatır. Bu durum idrarın koyulaşmasına neden olur ve koyu idrar, kristallerin birleşip taşlaşması için en uygun ortamdır. Bu tehlikeyi azaltmak adına hastaların gece yatmadan önce bol su içmeleri ve hatta gece uykudan uyanıp tekrar su içerek böbreğin yıkanma sürecini kesintisiz devam ettirmeleri büyük önem taşır.

Sistinüri tedavisinde idrarın asit dengesini değiştirmek sistin taşı oluşumunu nasıl etkiler?

Sistin molekülü asidik sıvıların içinde eriyememe gibi bir zayıflığa sahiptir. Normalde insan idrarı genellikle hafif asidik bir yapıdadır. Eğer idrarın kimyası asidik ortamdan uzaklaştırılıp daha alkali (bazik) bir hale getirilirse, sistinin idrar içinde eriyebilme kapasitesi çarpıcı bir şekilde artar. Bu prensipten yola çıkılarak hastalara idrarın pH seviyesini yükselten bazı özel mineral tuzları verilir.

Burada hedef, idrarın asitlik derecesini belli bir sayısal aralığa yükseltmektir. İlaçlar sayesinde idrar yavaş yavaş alkali oldukça sistin molekülleri kristalleşmek yerine sıvı formda kalarak vücudu terk etmeye çalışır. Ancak bu asit dengesi ayarlaması çok hassas bir terazi gibidir. Eğer idrarın yapısı hedeflenen seviyenin de ötesine geçerek aşırı alkali hale gelirse, bu kez idrarın içindeki kalsiyum fosfat gibi diğer mineraller çökelmeye başlar. Bu da mevcut sistin taşının üzerine beyaz bir kireç tabakası gibi sıvanarak taşın büyümesine yol açabilir. Bu sebeple doktorlar ilacın dozunu, hastanın günlük idrar ölçümlerine göre dikkatlice ayarlar.

Sistinüri hastalarının beslenme alışkanlıkları sistin taşı oluşum riskini nasıl değiştirir?

Su içmek ve ilaç kullanmak tek başına her zaman yeterli korumayı sağlamayabilir. Mutfaktaki alışkanlıkların düzenlenmesi böbreğin üzerindeki yükü ciddi şekilde hafifletir. Böbrekler çalışırken sofra tuzu (sodyum) ile sistin aynı mekanizmalar üzerinden hareket eder. Vücuda giren tuz miktarı arttıkça, böbreğin idrara attığı sistin miktarı da paralel olarak artış gösterir. Bu yüzden hastaların tuz tüketimini ciddi şekilde sınırlandırması, yemeklere ekstra tuz eklememesi ve gizli tuz içeren gıdalardan uzak durması amaçlanır.

Beslenmedeki bir diğer önemli konu ise protein kaynaklarıdır. Vücudumuz bazı protein yapı taşlarını (özellikle metiyonin isimli aminoasiti) sindirirken, bir yan ürün olarak sistin üretir. Metiyonin en çok hayvansal gıdalarda bulunur. Dolayısıyla et tüketimi arttıkça, vücudun sistin üretimi de artar. Bir diyetisyen rehberliğinde hastanın günlük hayvansal protein tüketimi makul seviyelere çekilmeye çalışılır. Ancak özellikle çocuk hastalarda fiziksel gelişimin yavaşlamaması için protein ihtiyacının bitkisel kaynaklarla desteklenmesi ihmal edilmemelidir.

Beslenmede tüketimi sınırlandırılması gereken başlıca gıdalar şunlardır:

  • İşlenmiş şarküteri ürünleri
  • Kırmızı et
  • Kümes hayvanları
  • Hazır çorbalar
  • Tuzlu atıştırmalıklar
  • Konserve gıdalar
  • Soya sosu
  • Turşu

Yaşam tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı durumlarda sistinüri ve sistin taşı tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?

Sıvı alımı, diyet ve idrar asitliğini düzenleyen haplar bazen inatçı vakalarda tek başına hastalığın hızını kesmeye yetmeyebilir. İdrardaki sistin yükü hala çok yüksek seyrediyorsa, doktorlar taş oluşumunu kimyasal yollarla durdurmayı amaçlayan çok daha güçlü ilaçları tedaviye eklerler. Bu ilaçlar “tiyol içeren ajanlar” olarak bilinir ve oldukça ilginç bir çalışma mantığına sahiptir.

Sistin kristallerinin bir araya gelmesini sağlayan şey, molekülün içindeki o güçlü kükürt bağlarıdır. Bu ilaçlar kana karışıp böbreğe ulaştığında, tıpkı kimyasal bir makas gibi davranarak bu bağları keser. İlacın aktif maddesi koparılan sistin molekülüne tutunarak yepyeni melez bir molekül yaratır. Ortaya çıkan bu yeni hibrit madde, sıvı içerisinde orijinal sistine kıyasla katbekat daha kolay çözünebilme yeteneğine sahiptir. Böylece sistin henüz birleşip taş formuna geçemeden idrarla akıp gider. İlaç dozları yavaş yavaş artırılarak uygulanır, ancak bu güçlü ilaçların zaman zaman böbrekler, karaciğer veya cilt üzerinde yan etkileri olabileceğinden hastalar belirli aralıklarla kan testlerine çağrılır. Daha hafif tablolarda veya başka sağlık sorunları eşlik ettiğinde farklı ilaç alternatifleri de değerlendirilebilir.

Bu grupta kullanılan farmakolojik ajanlar şunlardır:

  • Tiopronin
  • D-penisillamin
  • Kaptopril
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Dışarıdan şok dalgası ile taş kırma yöntemi sistin taşı tedavisinde neden genellikle başarısız olur?

Halk arasında taş kırma olarak bilinen ESWL yöntemi, böbrek taşı tedavisinde yıllardır kullanılan ve ameliyat gerektirmeyen popüler bir teknolojidir. Cihaz, hastanın sırtına veya böğrüne yerleştirilir ve cilt üzerinden böbrekteki taşa yüksek enerjili ses dalgaları gönderir. Sıradan kalsiyum taşlarında bu ses dalgaları taşa çarparak küçük çatlaklar oluşturur ve taşı kum haline getirir. Ancak konu sistin taşı olduğunda bu yöntem genellikle beklenen sonucu vermez.

Sistin taşının içindeki o sıkı bağlar, taşa kauçuk benzeri, tok ve esnek bir fiziksel özellik verir. Şok dalgaları sistin taşına çarptığında, taş bu enerjiyi üzerinde kırılma noktaları oluşturmak için kullanmaz; tıpkı bir trambolin veya kalın bir otomobil lastiği gibi esneyerek enerjiyi emer ve geri yansıtır. Dalgaların yarattığı sarsıntı ve baloncuklar taşın sert yapısında hasar bırakamadığı için kırılma gerçekleşmez. Bu sebeple modern tıp uygulamalarında, çok istisnai küçük taşlar haricinde şok dalgası yöntemi sistinüri hastaları için genellikle önerilmez.

Kapalı lazer ameliyatları sistin taşı ve sistinüri tedavisinde nasıl uygulanır?

Boyutu çok büyük olmayan ve böbrek kanallarına yerleşmiş taşlar için günümüzde en sık başvurulan yöntem fleksibl üreteroskopi (RIRS) adı verilen kapalı cerrahidir. Bu ameliyatın en dikkat çekici yanı hastanın cildinde herhangi bir kesi açılmamasıdır. İnce, ucu yönlendirilebilir ve üzerinde ışık ile kamera bulunan bir alet yardımıyla, hastanın doğal idrar yollarından ilerlenerek mesaneye, oradan da yukarı doğru böbreğin iç odacıklarına kadar ulaşılır.

Kamera aracılığıyla böbreğin içinde o sarımsı taş bulunduğunda, cihazın içinden saç teli kadar ince bir lazer fiberi uzatılır. Bu aşamada kullanılan özel lazer teknolojileri (Holmium veya Thulium sistemleri), taşı kırarak parçalara ayırmak yerine çok yüksek enerjiyle ufak ufak toz haline getirmeyi hedefler. Tıp dilinde “dusting” denilen bu yöntemle, o kauçuksu taş kum fırtınası gibi incecik bir toz bulutuna dönüştürülür. Toz haline gelen taşlar idrarla birlikte kolayca atılır. Ameliyatın bitiminde, oluşan kumların idrar yolunu tıkayıp böbreği şişirmesini engellemek için kanalın içine ince bir koruyucu tüp (stent) yerleştirilir ve tedavi tamamlanmaya çalışılır.

Böbreği tamamen dolduran devasa sistin taşı vakalarında hangi cerrahi yöntemler tercih edilir?

Eğer taşlar böbreğin içindeki boşlukların tamamını bir kalıp gibi dolduracak kadar büyümüşse, doğal yollardan girilerek yapılan lazer ameliyatları tek seansta yeterli taş temizliğini sağlayamayabilir. Bu tür yüksek taş yükü olan vakalarda, Perkütan Nefrolitotomi (PNL) adı verilen cerrahi teknik ön plana çıkar. Bu yöntemde hastanın sırt bölgesinden böbreğe doğru yaklaşık bir santimetrelik küçük bir kesi yapılır ve böbreğin içine bir tüp yerleştirilir.

Doktorlar bu tüpün içinden optik aletlerle böbreğe doğrudan erişim sağlar. Güçlü kırıcı aletler yardımıyla o devasa taş kütleleri parçalanarak aynı yoldan vücut dışına vakumlanır. Ancak sistinüri kronik bir rahatsızlık olduğu için hastaların ileriki yıllarda tekrar tekrar ameliyat olma ihtimalleri göz önünde bulundurulur. Böbrek dokusunu defalarca delmenin yaratabileceği hasarları en aza indirmek amacıyla, günümüzde standart kalın tüpler yerine çok daha ince ve küçük kılıfların kullanıldığı minyatür sistemler (Mini-PNL) kullanılarak parankim dokusu korunmaya çalışılır. Bazen ameliyat sonrası gözden kaçan milimetrik kalıntılar kalırsa, bu parçaları eritmek amacıyla böbreğin içine özel kimyasal sıvılar da gönderilerek destekleyici tedaviler uygulanabilir.

Sistin taşı ameliyatları sonrasında sistinüri hastalarının ömür boyu böbrek sağlığı nasıl takip edilmelidir?

Cerrahi müdahalelerle taşların temizlenmesi, bu hastalıkta asla tedavinin bittiği anlamına gelmez. Sistinüri hastaları için ameliyat, aslında yeni bir koruyucu yaşam biçiminin başlangıcıdır. Hastalığın tekrarlama eğilimi çok yüksek olduğu için, hasta ve doktor arasındaki iletişimin ömür boyu kopmaması gerekir. Takip sürecinin başarısı, büyük ölçüde hastanın kendi sağlığının yönetimini öğrenmesiyle bağlantılıdır.

Hastalardan genellikle evde kendi idrarlarının asitlik derecesini (pH seviyesini) ölçmeleri istenir. Tıpkı şeker hastalarının kan ölçmesi gibi, sistinüri hastaları da basit renkli test çubuklarını idrara batırarak idrar dengesini kontrol ederler. Çıkan sonuca göre ilaç dozajları doktor kontrolünde ayarlanır. Ayrıca hastalığın durumunu gözlemlemek için belirli aralıklarla hastane kontrolleri yapılır. Bu kontrollerde gereksiz radyasyon maruziyetini engellemek adına genellikle ultrasonografi çekimleri tercih edilir. Bunun yanında, hem hastalığın böbreklere verdiği uzun dönemli yorgunluğu gözlemlemek hem de kullanılan güçlü ilaçların karaciğer veya böbreklerde istenmeyen etkiler yaratıp yaratmadığını taramak için kan testleri düzenli olarak tekrarlanır. Amaç hastanın böbrek fonksiyonlarını olabildiğince uzun yıllar koruyarak sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamaktır.

Blog Yazıları

Rezum Tedavisi Yorumları

Rezum tedavisi yorumları, bu yenilikçi su [...]

Devamını Oku
TUR-P Prostat Ameliyatı Yorumları

TUR-P prostat ameliyatı yorumları genel anlamda [...]

Devamını Oku
HoLEP Ameliyatı Yorumları

HoLEP ameliyatı yorumları, hastaların prostat büyümesi [...]

Devamını Oku
İyi Huylu Prostat Büyümesi Ameliyatı Yorumları

İyi huylu prostat büyümesi ameliyatı yorumları, [...]

Devamını Oku
Perkütan Nefrolitotomi (PNL) Ameliyatı Yorumları

Perkütan Nefrolitotomi (PNL) ameliyatı yorumları, kapalı [...]

Devamını Oku
Lazerle Taş Kırma (RIRC) Yorumları

Lazerle böbrek taşı kırma (RIRC) tedavisi [...]

Devamını Oku
Thulium (Thulep) Lazer Yorumları

Thulium (ThuLEP) lazer yorumları genel olarak [...]

Devamını Oku
Üreteroskopi URS Yorumları

Üreteroskopi (URS) yorumları, böbrek ve idrar [...]

Devamını Oku