Luteinizan hormon (LH), beynimizdeki hipofiz bezinden kana salgılanarak üreme fonksiyonlarını, testosteron dengesini ve sperm üretimini doğrudan yöneten temel bir habercidir. Kan tahlillerinde karşılaştığımız LH hormonu yüksekliği, üretim dokusu olan testislerin yapısal olarak hasar gördüğünü ve beynin sinyallerine yanıt veremediğini gösterir. LH düşüklüğü ise sorunun testislerde değil beynin üst komuta merkezinde olduğunu, yani sistemi çalıştıracak ana emrin hiç gönderilmediğini ifade eder. Cinsel sağlıktan bedensel enerjiye kadar geniş bir yelpazede görev alan bu hormonun ideal referans aralıklarında seyretmesi, genel üreme sağlığının ve metabolik ahengin korunabilmesi için vazgeçilmezdir.
Vücudumuzdaki LH Hormonu Nedir?
Erkek vücudunda sağlıklı bir yapının sürdürülebilmesi, beyin ile hücresel üretim merkezleri arasında kurulan kesintisiz bir iletişim ağına dayanır. Bu karmaşık ve kusursuz ağ, beynin üst merkezlerinden biri olan hipotalamusun belirli aralıklarla sinyaller göndermesiyle başlar. Bu sinyaller, hemen alt komşusu olan hipofiz bezini uyararak kana LH hormonu salgılanmasını tetikler. Kana karışan bu hormon, kan dolaşımı vasıtasıyla uzun bir yolculuğa çıkar ve nihayetinde testislerdeki özel boşluklara ulaşır.
Testislerin içinde sadece testosteron üretmekle görevli olan ve “Leydig hücreleri” olarak bilinen çok özel yapılar bulunur. LH hormonu, bu hücrelerin yüzeyine tutunduğu anda içerdeki üretim fabrikası çalışmaya başlar. Hücreler, kanda dolaşan kolesterol moleküllerini alır ve bunları bir dizi biyokimyasal işlemden geçirerek erkek vücudunun ana yakıtı olan testosterona dönüştürür. Erkek bedeninde dolaşan testosteronun çok büyük bir kısmı, sadece LH hormonunun verdiği bu çalışma emri sayesinde üretilebilir. Dolayısıyla bu hormonun varlığı olmadan yeterli bir hücresel üretimden bahsetmek pek mümkün görünmemektedir.
Erkeklerde Testosteron Üretimi ile LH Hormonu Arasında Nasıl Bir Bağlantı Bulunur?
İnsan bedeni, hiçbir maddenin gereğinden fazla veya az üretilmemesi için harika bir denetim mekanizmasına sahiptir. Bunu evlerimizdeki akıllı termostat sistemlerine benzetebiliriz. Testislerde üretilen testosteron kana karıştığında ve vücut için yeterli seviyeye ulaştığında, kan akımıyla tekrar beyne doğru yol alır. Beyne ulaştığında, “Kanda yeterince üretim var, şimdilik daha fazla uyarı göndermene gerek yok” şeklinde bir mesaj iletir. Bu geri bildirimi alan beyin, LH hormonu salınımını yavaşlatır.
Zaman geçtikçe ve vücut kanda dolaşan testosteronu kullandıkça seviyeler düşmeye başlar. Seviye düştüğünde beyin üzerindeki o yavaşlatıcı baskı kalkar. Hipofiz bezi, kandaki azalmayı hemen algılar ve sistemi tekrar canlandırmak için yeniden LH hormonu salgılamaya başlar. Bu hassas tahterevalli dengesi sayesinde sağlıklı bir erkekte hormon seviyeleri gün boyunca güvenli ve dengeli bir aralıkta tutulmaya çalışılır. Bu dengenin çeşitli nedenlerle sarsılması ise kişinin genel sağlığı üzerinde farklı etkiler yaratabilir.
İdeal LH Hormonu Testi İçin Kan Ne Zaman ve Nasıl Verilmelidir?
Vücudumuzdaki hormonlar günün her saatinde aynı seviyede kalmazlar. Tıpkı uyku ve uyanıklık döngümüz gibi, hormonlarımızın da günlük bir ritmi vardır. Erkeklerde üretim bandı genellikle sabaha karşı saatlerde en yoğun şekliyle çalışır ve kan değerleri sabahın erken saatlerinde zirve noktasına ulaşır. Gün ilerledikçe, öğleden sonra ve akşam saatlerinde bu seviyeler kademeli olarak düşüşe geçer.
Bu biyolojik ritim nedeniyle, kanda LH hormonu ve beraberinde testosteron düzeylerini en sağlıklı şekilde değerlendirebilmek için kan örneklerinin sabah saatlerinde verilmesi önerilir. Genellikle sabah 07:00 ile 11:00 saatleri arası, hormonların gerçek performansını görmek için en ideal zaman dilimidir. Ayrıca hastanın kan verirken aç olması, alınan sonucun güvenilirliğini artırır. Öğleden sonra veya tok karnına yapılan ölçümler, değerlerin yanıltıcı bir şekilde düşük çıkmasına yol açabilir. Sınırda çıkan değerlerde ise genellikle farklı bir gün aynı saatlerde testin tekrarlanması tavsiye edilir.
Hangi Belirtiler veya Şikayetler LH Hormonu Düzeylerinin Ölçülmesini Gerektirir?
Klinik değerlendirmelerde belirli şikayetlerle karşılaşıldığında, sorunun kaynağına inebilmek için detaylı bir hormon profili istenmesi sıklıkla başvurulan bir yoldur. Özellikle çiftler çocuk sahibi olma konusunda zorluk yaşıyorsa ve yapılan sperm analizlerinde sayısal düşüklükler görülüyorsa, altta yatan mekanizmayı anlamak için LH hormonu testlerine ihtiyaç duyulur. Bu tahlil, üretimdeki aksaklığın nereden kaynaklandığını göstermede oldukça değerlidir.
Bunun yanı sıra cinsel isteksizlik, sertleşme kalitesinde azalma veya sabahları görülen doğal ereksiyonların kaybolması gibi durumlarda da hormon seviyelerinin kontrol edilmesi önemlidir. Çünkü cinsel fonksiyonların sürdürülebilmesi büyük oranda bu biyokimyasal dengeye bağlıdır. Sadece cinsel sağlık değil; açıklanamayan yorgunluk, ruh halinde dalgalanmalar, kas gücünde zayıflama veya göbek çevresinde artan yağlanma gibi bedensel değişimler de hormon testleri yapılmasını gerektirebilecek geçerli sebepler arasında sayılabilir.
Kanda LH Hormonu Yüksekliği Saptanması Ne Anlama Gelebilir?
Bir kan tahlilinde LH hormonu değerinin laboratuvarın belirlediği referans aralığının çok üzerinde çıkması, vücuttaki iletişim ağında bir kopukluk yaşandığının habercisi olabilir. Bu tabloyu basitçe şöyle düşünebiliriz: Beyin, testislerdeki fabrikanın çalışmadığını fark eder ve üretimi başlatmak için sürekli daha güçlü sinyaller gönderir. Ancak fabrikadaki makineler, yani testislerdeki hücreler yapısal bir sorun nedeniyle bu sinyale yanıt veremez.
Tıbbi terminolojide primer testis yetmezliği olarak adlandırılan bu durumda beyin ve hipofiz bezi tamamen sağlıklıdır ve görevini yapmaya çalışmaktadır. Fakat testisteki üretim dokusu hasar gördüğü için hormon üretilemez. Üretim olmadıkça beyin panikler ve kanda giderek artan miktarlarda uyarıcı hormon birikmeye başlar. Bu yükseklik, genellikle kalıcı bir hücresel yorgunluğun veya hasarın göstergesi olarak yorumlanır.
Kan Tahlillerinde LH Hormonu Yüksekliği Hangi Durumlarda Karşımıza Çıkar?
Testis dokusunun beyinden gelen emirlere yanıt veremediği ve bunun sonucunda kandaki uyarıcı hormonların tavan yaptığı durumlar doğuştan gelen veya sonradan edinilen çeşitli faktörlere bağlı olarak gelişebilir.
Bu durumun altta yatan muhtemel sebepleri şunlardır:
- Klinefelter sendromu
- Kabakulak orşiti
- Testis travmaları
- Cerrahi müdahaleler
- Kemoterapi
- Radyoterapi
Yukarıda sayılan faktörlerin her biri, testisin hassas hücresel yapısına farklı şekillerde etki edebilir. Örneğin genetik farklılıklardan kaynaklanan sendromlarda testisler baştan itibaren tam kapasiteyle gelişemez. Ergenlikte geçirilen ağır kabakulak enfeksiyonları ise doğrudan yumurtalıklara inerek oradaki üretim hücrelerinde harabiyet yaratabilir. Aynı şekilde kanser tedavilerinde kullanılan güçlü ışınlar veya ilaçlar da hızlı bölünen üreme hücrelerini olumsuz yönde etkileyebilir.
Kanda LH Hormonu Düşüklüğü Görülmesi Ne İfade Eder?
LH hormonu değerlerinin, kanda testosteron seviyesi düşük olmasına rağmen normalin altında veya beklenen düzeyde çıkmaması, sorunun merkezini işaret eder. Bu kez fabrikada, yani testislerde hiçbir sorun yoktur; ancak onlara “çalış” emrini verecek olan yönetim merkezinde bir sessizlik hakimdir. Bu tablo sekonder hipogonadizm olarak bilinir.
Beyindeki hipotalamus veya hipofiz bezi, çeşitli sebeplerle sinyal gönderme yeteneğini kaybettiğinde testisler kendi kendilerine üretim yapamazlar. Aslında testis dokusu uyarılsa harika bir şekilde çalışabilecek kapasitededir, fakat o beklenen uyanış sinyali bir türlü gelmez. Bu durum doğuştan olabileceği gibi, ilerleyen yaşlarda beyin bölgesini etkileyen travmalar, tümörler veya farklı metabolik rahatsızlıklar neticesinde de ortaya çıkabilir.
Erkeklerde LH Hormonu Düşüklüğü Belirtileri Neler Olabilir?
Vücuda çalışma emri gitmediğinde ve bunun sonucunda testosteron seviyeleri düştüğünde, erkek bedeni bu duruma çok çeşitli şekillerde tepki verebilir. Ortaya çıkan belirtiler hormon eksikliğinin başladığı yaşa ve ne kadar süredir devam ettiğine göre değişiklik gösterir.
Sık karşılaşılan bazı belirtiler şunlardır:
- Cinsel isteksizlik
- Sertleşme sorunları
- Kronik yorgunluk
- Kas gücü kaybı
- Depresif ruh hali
- Kemik erimesi
- Uyku bozuklukları
- Sıcak basmaları
Yetişkinlik döneminde başlayan bir düşüklükte, kişiler genellikle hayat enerjilerinde ciddi bir çekilme hissederler. Önceden keyif alınan aktivitelere karşı ilgisizlik, spor yaparken çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü sıkça dile getirilir. Daha erken yaşlarda, örneğin ergenlik öncesi dönemde başlayan eksikliklerde ise bedensel gelişimin yavaşlaması, sesin kalınlaşmaması ve boy uzamasında orantısızlıklar gibi daha anatomik farklılıklar gözlemlenebilir.
Baba Olmak İsteyen Erkeklerde LH Hormonu Bozuklukları Kısırlık Yapar mı?
Sağlıklı bir sperm hücresinin üretilmesi ve kadın yumurtasını dölleyebilecek olgunluğa erişmesi, oldukça meşakkatli ve zaman alan bir süreçtir. Bu yolculuk genellikle iki buçuk ila üç ay kadar sürer. Bu uzun sürecin başarılı bir şekilde tamamlanabilmesi için testis içindeki hormon konsantrasyonunun kanda dolaşandan çok daha yüksek seviyelerde olması gerekir.
İşte tam bu noktada LH hormonu devreye girer. Eğer kanda yeterli seviyede uyarıcı hormon yoksa, testis içi testosteron üretimi yavaşlar veya durur. Testosteron desteği olmadan sperm hücreleri gelişimlerini tamamlayamaz ve üretim bandında yarı yolda kalırlar. Bu duraklama hali, zamanla sperm sayısının ciddi oranda düşmesine ve sperm hareketliliğinin azalmasına yol açabilir. Dolayısıyla hormonlardaki bu dengesizlik baba olma sürecini önemli ölçüde zorlaştırabilir ve kısırlık tablosunun ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.
İnfertilite ve LH Hormonu Sorunlarında Sperm Tahlilleri Bize Ne Söyler?
Çocuk sahibi olamama şikayetiyle yapılan değerlendirmelerde en temel araçlardan biri semen analizidir. Bu analiz, hormon dengesizliklerinin üreme hücreleri üzerindeki yansımasını somut bir şekilde görmemizi sağlar. Verilen örnekte sayısal bir düşüklük veya yapısal bir sorun saptandığında, bunun hormonal bir destek eksikliğinden mi yoksa farklı bir durumdan mı kaynaklandığını araştırmak gerekir.
Bazen sperm sayısında ciddi düşüklükler görünürken, analiz edilen sıvının içinde iltihap hücrelerine (lökosit) rastlanabilir. Bu durum üreme kanallarında sessiz bir enfeksiyonun varlığına işaret edebilir ve bu enfeksiyonlar da hücresel üretime zarar verebilir. Ayrıca hacim olarak çok az bir sıvı geliyorsa, spermlerin dışarı atılmak yerine mesaneye kaçtığı “geri boşalma” gibi anatomik problemlerden de şüphelenilebilir. Tüm bu veriler, hormon tahlilleriyle birleştirildiğinde asıl sorunun teşhis edilmesine büyük katkı sağlar.
Varikosel Rahatsızlığı LH Hormonu ve Üreme Sağlığını Nasıl Etkileyebilir?
Erkeklerde oldukça sık rastlanan bir durum olan varikosel, testis torbasındaki toplardamarların genişleyerek varisleşmesi anlamına gelir. Bu yapısal değişim, bölgedeki kanın sağlıklı bir şekilde kalbe dönemeyip testis etrafında göllenmesine neden olur. Göllenen kan, testisin doğal ve serin ortamını bozarak ısıyı birkaç derece artırabilir.
Sperm üreten hücreler ısıya karşı son derece hassastır. Isı artışıyla birlikte bölgede zararlı kimyasal atıklar birikmeye başlar ve hücresel stres meydana gelir. Bu stresli ortam hem sperm sayı ve hareketliliğini bozabilir hem de LH hormonu uyarılarına yanıt veren hücrelerin performansını düşürebilir. Uygulanabilecek mikrocerrahi yöntemlerle bu damarların onarılması, testis içi ortamın serinlemesine ve üreme parametrelerinin genellikle iyileşmesine yardımcı olabilir.
Semende Hiç Sperm Çıkmaması Durumunda LH Hormonu Değerleri Tanıyı Nasıl Etkiler?
Yapılan testlerde semende hiçbir sperm hücresine rastlanmaması durumu oldukça stresli görünse de altta yatan nedene göre farklı yaklaşımlar mevcuttur. Bu tablonun aydınlatılmasında hormon değerleri çok kritik bir rol oynar. Eğer hastanın LH hormonu ve testosteron değerleri tamamen normalse, bu genellikle fabrikanın düzgün çalıştığını ancak üretilen spermlerin kanallardaki bir tıkanıklık sebebiyle dışarı çıkamadığını gösterir.
Ancak testlerde LH hormonu çok yüksek çıkıyorsa, bu durum kanalların açık olabileceğini, fakat testislerdeki üretim bantlarının büyük ölçüde durduğunu işaret edebilir. Vücut üretimi zorlamak için sinyal göndermekte ama sonuç alamamaktadır. Bu iki farklı senaryonun ayrımını yapabilmek, hastaya sunulacak tedavi seçeneklerini ve elde edilebilecek başarı şansını belirlemede en önemli faktörlerden biridir.
Mikro-TESE Ameliyatı Öncesinde LH Hormonu ve Testosteron Dengesini Sağlamak Neden Önemlidir?
Üretim bozukluğuna bağlı olarak sperm çıkışı olmayan durumlarda, gelişmiş mikroskoplar yardımıyla testis içinden doğrudan sperm arama işlemi gündeme gelebilir. Bu cerrahi işleme Mikro-TESE adı verilir. Ancak bu ameliyatın rastgele bir zamanda yapılması yerine, hastanın hormonal olarak işleme en iyi şekilde hazırlanması başarı ihtimalini destekleyebilir.
Eğer hastanın kanda dolaşan testosteron seviyesi çok düşükse, ameliyat sırasında sağlıklı sperm bulma şansı azalabilir. Bu nedenle operasyondan belirli bir süre önce hastanın beyin-testis aksını uyaracak bazı destekleyici ilaçlarla hormon düzeyleri optimize edilmeye çalışılır. Testis içi testosteron seviyesinin yükseltilmesi ve belirli bir değerin üzerinde tutulması, uyuyan hücreleri harekete geçirebilir ve ameliyat günü laboratuvarda kullanılabilir üreme hücreleri elde etme olasılığını artırabilir.
Çocuk Sahibi Olmayı Planlayan Erkeklerde LH Hormonu Dengesi İçin Nasıl Bir Tedavi Yolu İzlenir?
Çocuk isteğiyle başvuran ve hormon eksikliği saptanan erkeklerde tedavi planlaması çok dikkatli yapılmalıdır. Burada sıklıkla düşülen en büyük yanılgı, eksik olan hormonu doğrudan dışarıdan takviye etmeye çalışmaktır. Dışarıdan hazır testosteron alındığında beyin bunu algılar ve kendi üretim komutlarını tamamen kapatabilir. Bu da sperm üretimini büyük ölçüde baskılayabilir.
Bunun yerine dolaylı yollardan vücudun kendi üretimini tetiklemeye yönelik protokoller tercih edilir. Beynin göndermediği sinyalleri taklit eden özel iğne tedavileri kullanılarak testislerin kendi testosteronlarını üretmeleri hedeflenir. Bu süreç genellikle aylar süren bir sabır gerektirir. Bazen de beynin daha fazla sinyal göndermesini sağlayacak ağızdan alınan birtakım destekleyici ilaçlarla hormon dengesi yeniden kurulmaya ve doğal üretim döngüsü desteklenmeye çalışılır.
Hormonal Süreçlerde LH Hormonu ve Üreme Sağlığını Destekleyebilecek Besin Takviyeleri Nelerdir?
Çevresel faktörler günlük stres, maruz kalınan radyasyon ve düzensiz beslenme alışkanlıkları, vücudumuzda hücresel strese neden olan serbest radikallerin artmasına yol açar. Bu zararlı atıklar üreme hücrelerinin yapısını olumsuz etkileyebilir. Hormon dengesini sağlama çabalarının yanı sıra bu hücresel stresi azaltmak için antioksidan özellikleri bilinen çeşitli vitamin ve minerallerden destek alınabilir.
Üreme sağlığını destekleme potansiyeli olan bileşikler şunlardır:
- L-Karnitin
- C Vitamini
- E Vitamini
- Çinko
- Selenyum
- Koenzim Q10
- Glutatyon
- Folik asit
- D Vitamini
Bu bileşiklerin düzenli ve hekim kontrolünde kullanılması, hücrelerin enerji metabolizmasını destekleyebilir. Örneğin hücre içi piller gibi davranan bazı maddeler sperm hareketliliğine katkı sağlarken, yapıtaşı görevi gören mineraller hormonal üretim süreçlerinde enzimatik reaksiyonların daha pürüzsüz ilerlemesine yardımcı olabilir. Bu tür destekler genellikle asıl tedavinin yanında tamamlayıcı bir rol üstlenirler.
İlerleyen Yaşla Birlikte Vücuttaki LH Hormonu ve Testosteron Seviyelerinde Neler Değişir?
İnsan bedeni yaş aldıkça birçok sistemde olduğu gibi hormonal mekanizmalarda da yavaşlamalar meydana gelir. Kadınlardaki keskin geçişin aksine, erkeklerde bu süreç çok daha zamana yayılmış ve sinsi bir şekilde ilerler. Otuzlu yaşlardan itibaren kanda serbestçe dolaşan ve aktif olarak kullanılabilen hormon miktarında her yıl yavaş ama istikrarlı bir azalma gözlemlenebilir.
Bununla birlikte kanda testosteronu bağlayıp onun görev yapmasını engelleyen bazı taşıyıcı proteinlerin seviyesi yaşla birlikte artış gösterebilir. Bu iki durum bir araya geldiğinde, dokulara ulaşabilen aktif hormon miktarında belirgin bir düşüş yaşanır. Yaşlanan erkekte karşılaşılan enerji kaybı, uyku sorunları, kas erimesi ve motivasyon eksikliği gibi şikayetlerin birçoğu bu yavaşlayan hormonal döngüyle doğrudan bağlantılı olabilir.
Yaşlanmaya Bağlı Düşük LH Hormonu ve Testosteron Durumunda Hangi Replasman Tedavileri Uygulanabilir?
İlerleyen yaşla birlikte hormon seviyeleri yaşam kalitesini bozacak kadar düştüğünde ve kişinin artık çocuk sahibi olma gibi bir planı kalmadığında, eksik olan hormonu dışarıdan yerine koyma tedavileri gündeme gelebilir. Bu tedavilerin temel amacı, bedeni eski dinamizmine kavuşturmak ve yaşam enerjisini geri kazandırmaktır. Günümüzde hastanın yaşam tarzına uygun olarak seçilebilecek çeşitli formülasyonlar bulunmaktadır.
Kullanılabilecek başlıca yöntemler şunlardır:
- Kas içi kısa etkili enjeksiyonlar
- Kas içi uzun etkili enjeksiyonlar
- Transdermal jeller
- Testosteron yamaları
- Ağızdan alınan kapsüller
Seçilecek yöntem hastanın beklentilerine ve tıbbi geçmişine göre şekillendirilir. Bazı formlar hormon seviyesini uzun süre sabit tutma konusunda avantaj sağlarken, cilt üzerine uygulanan formlar vücudun doğal günlük ritmini daha iyi taklit edebilir. Önemli olan kişinin günlük hayatını aksatmayacak ve en uyumlu olduğu yöntemin belirlenmesidir.
LH Hormonu ve Testosteron Tedavilerinde Klinik Takip Süreci Neden Göz Ardı Edilmemelidir?
Vücuda dışarıdan hormon desteği sağlamak, etkileri sadece uygulanan bölgeyle sınırlı kalmayan sistemik bir müdahaledir. Hormon seviyelerindeki artış, kemik iliğini uyararak kan hücresi üretimini hızlandırabilir. Bu durum kanın akışkanlığının azalmasına, yani bir miktar koyulaşmasına neden olabilir. Bu yüzden tedavi sürecinde kan sayımı testlerinin belirli aralıklarla yapılması ve hematokrit adı verilen değerin dikkatle izlenmesi oldukça mühimdir.
Ayrıca ilerleyen yaşlardaki erkeklerde prostat sağlığının yakından takip edilmesi temel bir güvenlik kuralıdır. Hormon tedavileri genellikle yeni bir hastalık başlatmaz ancak vücutta sessizce duran bazı hücresel değişimleri hızlandırma ihtimali taşıyabilir. Bu nedenle tedavi öncesinde ve sonrasında düzenli kan tahlilleri, prostat muayeneleri ve kemik yoğunluğu ölçümleri gibi taramaların aksatılmadan sürdürülmesi, tedavinin güvenli ve faydalı bir şekilde devam edebilmesi için elzemdir. Ortaya çıkan her türlü değişim, düzenli takipler sayesinde erkenden fark edilerek gerekli doz ayarlamaları yapılabilir.
Sıkça sorulan sorular
LH (Luteinizan Hormon), hipofiz bezinden salgılanan ve üreme sistemini düzenleyen önemli bir hormondur. Kadınlarda yumurtlamayı desteklerken, erkeklerde testislerde testosteron üretimini uyararak üreme fonksiyonlarının sürdürülmesine katkı sağlar.
LH yüksekliği; kadınlarda menopoz, polikistik over sendromu veya yumurtalık yetmezliği, erkeklerde testis fonksiyon bozuklukları ve bazı hipofiz hastalıklarıyla ilişkili olabilir. Sonuçlar klinik bulgularla birlikte değerlendirilmelidir.
LH düşüklüğü hipofiz veya hipotalamus hastalıkları, hormonal dengesizlikler, aşırı kilo kaybı, yoğun stres, kronik hastalıklar ve bazı ilaçların etkisiyle görülebilir. Üreme fonksiyonlarını etkileyebileceğinden ayrıntılı değerlendirme gerektirir.
LH düzeyindeki bozukluklar kadınlarda adet düzensizliği, yumurtlama sorunları ve kısırlığa; erkeklerde ise testosteron düşüklüğü, cinsel istekte azalma, sertleşme sorunları ve sperm üretiminde azalmaya neden olabilir.
LH testi, koldan alınan kan örneğiyle yapılan basit bir laboratuvar testidir. Kadınlarda testin uygulanacağı gün, adet döngüsünün değerlendirilmek istenen dönemine göre hekim tarafından planlanabilir.
LH testi için genellikle aç kalmak gerekmez. Ancak farklı hormon veya biyokimya testleriyle birlikte yapılacaksa doktor ya da laboratuvar tarafından özel hazırlık önerileri verilebilir.
LH, testislerde testosteron üretimini uyarır ve normal sperm üretiminin sürdürülmesine katkıda bulunur. Düşük veya yüksek LH düzeyleri erkek kısırlığı ve hormonal bozuklukların değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlayabilir.
Adet düzensizlikleri, yumurtlama problemleri, polikistik over sendromu, erken menopoz şüphesi, kısırlık araştırması ve menopoz değerlendirmesi sırasında LH testi sıklıkla istenir.
Hayır. LH testi tek başına kesin tanı koydurmaz. Sonuçlar FSH, prolaktin, testosteron, östrojen, AMH ve diğer hormon testleri ile fizik muayene ve klinik bulgular birlikte değerlendirilmelidir.
LH düzeyinde anormallik saptanan veya buna bağlı belirtiler yaşayan kişilerin değerlendirme ve tedavi planlaması için endokrinoloji uzmanına başvurması önerilir. Gerekli durumlarda kadın hastalıkları ve doğum veya üroloji (androloji) uzmanları da sürece dahil olabilir.

1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
