Serbest PSA testi, prostat kanseri ile iyi huylu prostat büyümesi arasındaki ayrımı netleştirmek için kanda hiçbir taşıyıcı proteine bağlanmadan dolaşan prostat spesifik antijen miktarını ölçen hassas bir laboratuvar tetkikidir. Bu işlem koldan alınan basit bir venöz kan örneğinin analiz edilmesiyle yapılır ve en doğru sonuçlar için test öncesinde kısa süreli cinsel veya fiziksel perhiz uygulanması önerilir. Sağlıklı bir değerlendirmede ideal serbest PSA düzeyi doğrudan total değere oranlanarak hesaplanır; klinik olarak serbest/total PSA oranının %25 ve üzerinde bulunması, prostat dokusundaki hücresel değişimin yüksek ihtimalle iyi huylu olduğuna işaret eden en güvenli ve ideal tablodur.
Prostat Spesifik Antijen (PSA) Nedir ve Vücuttaki İşlevleri Nelerdir?
Prostat, erkek üreme sisteminin kilit role sahip bezlerinden biri olarak görev yapar. Mesanenin hemen altında yer alan bu yapı kendisine has bazı özel maddeler üretmekle sorumludur. Bu maddelerden biri de prostat spesifik antijen, kısaca PSA olarak bilinen özel bir proteindir. Peki, vücut neden böyle bir proteine ihtiyaç duyar? Temel fizyolojik süreçlere bakıldığında, meninin akışkanlığını sağlamak bu enzimin ana görevlerinden biri olarak öne çıkar. Boşalma sonrasında meninin belirli bir sıvı kıvamına gelmesi, spermlerin hareket kabiliyetini desteklemek açısından büyük önem taşır ve PSA bu aşamada devreye girerek sıvının pıhtılaşmasını engellemeye yardımcı olur.
Sağlıklı bir bedensel işleyişte, üretilen bu enzim çoğunlukla prostatın içindeki kanallarda muhafaza edilir ve kan dolaşımına geçişi oldukça kısıtlı bir düzeyde seyreder. Kan damarlarına sızan miktar genellikle çok düşüktür. Ancak prostat dokusunun hücresel bütünlüğünü etkileyen bazı durumlar meydana geldiğinde, bu enzim normalden daha belirgin bir şekilde kan dolaşımına geçmeye başlar. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak gelişen iyi huylu büyümeler, bezi etkileyen iltihabi süreçler, bölgeye dışarıdan uygulanan yoğun fiziksel baskılar veya hücre yapısındaki şüpheli değişimler, enzimin kana daha yoğun bir şekilde sızmasına zemin hazırlayabilir. Klinik incelemelerde kan testi aracılığıyla bu sızıntının miktarının ölçülmesi, prostatın genel sağlık durumu hakkında oldukça değerli fikirler verebilir. Dolayısıyla bu ölçüm, olası hücresel bozulmaların erken dönemde fark edilebilmesi için sıklıkla başvurulan bir değerlendirme aracı haline gelmiştir.
Serbest PSA Testi Total PSA Değerinden Neden Farklıdır?
Kan dolaşımına karışan PSA molekülleri, damarların içinde tek bir formda seyahat etmezler. Vücudun biyokimyasal dengesi gereği, bu proteinlerin büyük bir kısmı kanda bulunan bazı taşıyıcı proteinlere tutunma eğilimi gösterir. Kanda ölçülen toplam PSA havuzunun çok büyük bir bölümü, bu taşıyıcı proteinlere sıkıca bağlanmış haldedir ve bu bağlanma sonrasında molekül aktifliğini büyük ölçüde kaybeder. Herhangi bir proteine bağlanmadan, dolaşımda tek başına ve serbest halde hareket eden kısım ise görece daha düşüktür.
Laboratuvar sonuçlarında sıkça karşılaşılan total PSA değeri, kanda bulunan hem proteinlere bağlı formların hem de başıboş dolaşan serbest formların genel toplamını ifade eder. Serbest PSA testi ise, adından da anlaşılabileceği üzere, sadece hiçbir proteine tutunmamış olan bu bağımsız kısmın miktarını ölçmeye odaklanır. Bu ikili ölçümün altında yatan temel mantık, sağlıklı hücreler ile şüpheli hücrelerin ürettiği proteinlerin kanda farklı davranışlar sergilemesidir.
Şüpheli hücre değişimlerinin yaşandığı süreçlerde, kana salgılanan PSA molekülleri proteinlere bağlanmaya çok daha yatkın bir yapıya bürünür. Bu durum kandaki serbest dolaşan formun azalmasına, bağlı formun ise artmasına yol açar. Öte yandan hücrelerin yaşa bağlı olarak iyi huylu bir büyüme sergilediği durumlarda ise, serbest formun kana karışma oranı daha yüksek kalma eğilimindedir. Bu davranış farklılığı, sadece total değere bakarak anlaşılamayan pek çok durumun aydınlatılmasında hekimlere yol gösterir. Böylece gereksiz endişelerin önüne geçilmesi hedeflenirken, gerçekten şüpheli olan durumlar daha hassas bir şekilde filtrelenebilir.
Serbest PSA İzoformları Nelerdir?
Kan dolaşımındaki serbest PSA, yapısal olarak tamamen aynı özellikteki moleküllerden oluşmaz. Hücre içindeki üretim ve olgunlaşma aşamalarında uğradığı değişikliklere göre farklı alt türlere, yani izoformlara ayrılır. Değerlendirmeye alınan başlıca alt türler şunlardır:
- proPSA
- [-2]proPSA
- bPSA
Bu alt formların her biri, klinik değerlendirmede farklı ipuçları barındırır. Üretim sürecindeki öncü bir form olan proPSA, laboratuvar incelemelerinde yüksek bir belirleyiciliğe sahip olabilir. Total değerlerin belirsiz bir aralıkta kaldığı durumlarda bu molekülün düzeyindeki yükseklik, hücrelerdeki daha agresif bir değişimin sinyalcisi olarak kabul edilebilir.
Bu öncü proteinin uç kısımlarındaki farklılaşmalarla isimlendirilen [-2]proPSA formu ise, son yıllarda üzerine en çok çalışılan moleküllerden biridir. Şüpheli hücresel süreçler yaşayan hastalarda bu formun miktarının, iyi huylu büyüme yaşayan kişilere kıyasla belirgin şekilde arttığı gözlemlenmiştir. Bu spesifik artış eğilimi, teşhis koyma aşamasında daha doğru kararlar alınmasına katkı sağlayabilir.
Listede yer alan bPSA formu ise, ismindeki “benign” kelimesinden de anlaşılacağı üzere, iyi huylu hücresel değişimlerle daha yakın bir ilişki içerisindedir. Molekülün prostat dokusu içinde uğradığı bir çeşit yıkım sonucu ortaya çıkan bu form, genellikle prostatın ne kadar büyüdüğü hakkında fikir verir. Bu nedenle kanser şüphesinden ziyade, beze ait fizyolojik büyüme takiplerinde bilgi sağlayıcı bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Serbest PSA Testi Öncesi Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar Nelerdir?
Kandaki PSA düzeyi, dışarıdan gelen fiziksel etkilere ve vücut içi geçici değişimlere karşı son derece duyarlıdır. Bu nedenle hastaların kan örneği vermeden önce bazı çevresel ve fiziksel koşullara dikkat etmesi, test sonucunun güvenilirliği açısından büyük önem taşır. Hastalardan genellikle uyması beklenen temel kurallar şunlardır:
- Ejakülasyon kısıtlaması
- Fiziksel aktivite molası
- Enfeksiyon değerlendirmesi
- Ürolojik işlem kısıtlaması
- İlaç bildirim süreci
Ejakülasyon kısıtlaması oldukça mühimdir, çünkü boşalma eylemi kandaki protein seviyelerinde geçici ama belirgin dalgalanmalara zemin hazırlayabilir. Daha sağlıklı bir ölçüm elde edebilmek adına, testten önceki birkaç gün boyunca cinsel aktiviteden uzak durulması genellikle tavsiye edilen bir yaklaşımdır.
Fiziksel aktivite molası ise, pelvik bölgeye yapılabilecek mekanik basıları önlemeyi hedefler. Prostat bölgesine yoğun baskı uygulayan bisiklet sürme, ağır sporlar yapma veya ata binme gibi aktiviteler, dokuyu sıkıştırarak enzimin kana sızmasına neden olabilir. Bu tarz aktivitelerin testten birkaç gün önce bırakılması, yanıltıcı yüksekliklerin önüne geçebilir.
Enfeksiyon değerlendirmesi, mevcut bir idrar yolu iltihabının sonuçları değiştirmesini engellemek için yapılır. Aktif bir enfeksiyon, seviyeleri şüphe uyandıracak düzeylere çekebilir. Böyle bir durum varsa öncelikle enfeksiyonun yatıştırılması, testin daha sonraki bir tarihe ertelenmesi faydalı olabilir.
Aynı şekilde yakın zamanda yapılmış olan idrar yollarına kamera ile girilmesi veya rektal muayene gibi ürolojik işlemler de dokuyu etkilediği için işlem kısıtlaması listesinde yer alır. Kan, bu müdahalelerden önce ya da müdahalenin etkisinin geçmesi beklendikten sonra verilmelidir.
Son olarak iyi huylu prostat büyümesi için kullanılan bazı spesifik ilaçlar kandaki PSA değerini büyük oranda düşürebileceğinden, ilaç bildirim süreci de doktorla şeffaf bir şekilde yürütülmelidir.
Yaşa Göre İdeal Serbest PSA Testi Değerleri Nasıl Değişir?
Tıp dünyasında geçmişte kabul gören ve her erkek için standart kabul edilen 4.0 ng/mL eşik değeri, günümüzde daha bireysel ve yaşa duyarlı bir yaklaşımla ele alınmaktadır. İnsan bedeni yaşlandıkça prostat bezinin hacminde fizyolojik ve oldukça doğal bir büyüme meydana gelir. Bezin hacminin büyümesi, aynı oranda daha fazla protein salgılanması anlamına gelir. Bu yüzden kırklı yaşlardaki bir kişiyle, yetmişli yaşlarındaki bir kişinin kan tahlilinde hedeflenen ideal değer beklentisi aynı tutulmaz.
Kırklı yaşlardaki erkeklerde genellikle 2.5 ng/mL seviyelerine kadar olan değerler ideal sınır içinde değerlendirilir. Bu yaşlarda meydana gelen şüpheli yükselişler daha yakından incelenebilir. Ellili yaşlara gelindiğinde ideal sınır bir miktar esneyerek 3.5 ng/mL civarlarına kadar makul kabul edilebilir.
Altmışlı yaşlardaki bireylerde ise yaşa bağlı iyi huylu büyüme ihtimalinin artmasına paralel olarak ideal sınır 4.5 ng/mL dolaylarına çekilebilir. Yetmişli yaşlarda bu sınır 6.5 ng/mL civarlarına kadar çıkabilir. Yaş ilerledikçe eşik değerlerin esnetilmesinin temel amacı, yaşlanmanın getirdiği doğal hücresel büyümeleri şüpheli durumlarla karıştırmamak ve ileri yaştaki bireyleri gereksiz tıbbi işlemlerin getirebileceği stresten uzak tutmaya çalışmaktır. Bu sayede her hasta kendi fizyolojik döngüsüne uygun bir referansla izlenebilir.
Total PSA Değerlerine Göre Kanser Riski Oranları Nelerdir?
Laboratuvar raporunda görülen değerin yüksekliği ile şüpheli hücre değişimlerinin varlık ihtimali arasında genellikle bir orantı bulunur. Kandaki seviyelerin analizi için referans olarak alınan başlıca değer aralıkları şunlardır:
- 4.0 ng/mL altı seviyeler
- 4.0 ile 10.0 ng/mL arası seviyeler
- 10.0 ng/mL üzeri seviyeler
- 20.0 ng/mL üzeri seviyeler
- 50.0 ng/mL üzeri seviyeler
İlk sırada yer alan 4.0 ng/mL altı seviyeler, genel olarak şüphenin düşük olduğu güvenli bir alan olarak nitelendirilir. Ancak tıp biliminde riskin sıfır olduğu bir durum söz konusu olmadığından, nadiren de olsa bu düşük seviyelerde bile muayene bulgularıyla şüpheli durumlar saptanabilir.
İkinci sıradaki 4.0 ile 10.0 ng/mL arası seviyeler, klinik pratiğin en hassas olduğu bölümdür. İhtimalin bir miktar artış gösterdiği bu bant aralığında yükselmenin nedenini anlamak için ileri tetkiklere yoğun şekilde ihtiyaç duyulur.
Listede ilerledikçe 10.0 ng/mL üzeri seviyelerde riskin biraz daha belirginleştiği söylenebilir. Bu rakamlara ulaşıldığında, yükselişin arkasında ciddi bir hücresel değişimin yatma ihtimali göz önünde bulundurulur ve değerlendirme süreçleri hızlandırılabilir.
Değerler 20.0 ng/mL üzerine çıktığında, hekimlerin şüphesi daha da artar. Bu düzeydeki yükseklikler, bezi etkileyen agresif karakterli bir durumun olabileceği fikrini kuvvetlendirebilir. 50.0 ng/mL ve çok daha üzeri ekstrem değerler görüldüğünde ise, durumun sadece prostat bölgesinde kalmayıp vücudun diğer bölümlerini de etkileme potansiyeline sahip olduğu düşüncesi ağırlık kazanabilir ve geniş çaplı taramalara geçilmesi planlanabilir.
Serbest PSA Testi Kapsamında Gri Zon Ne İfade Eder?
Bahsi geçen 4.0 ile 10.0 ng/mL aralığı, tıp dilinde ve üroloji pratiğinde sıklıkla “gri zon” yani belirsiz bölge olarak adlandırılır. Bu bölgenin gri olarak isimlendirilmesinin temel nedeni, iyi huylu fizyolojik büyümelerle şüpheli değişimlerin kan sonuçlarının bu aralıkta çok benzerlik gösterebilmesidir. Sadece total değere bakılarak, hastanın bu yükseklikten dolayı kesin bir riske sahip olup olmadığını söylemek oldukça güçleşir.
İşte bu noktada gri zordaki belirsizliği ortadan kaldırmak için serbest formun total forma oranı hayati bir yol gösterici olarak devreye girer. Hastanın kanındaki bu oran hesaplandığında ortaya çıkan yüzde değerleri, hastanın hangi risk grubuna daha yakın olduğunu fısıldar.
Eğer oran yüzde on seviyesinin altındaysa, bu durum serbest dolaşan moleküllerin oldukça azaldığını ve proteinlere bağlanmanın yoğunlaştığını gösterir. Bu bulgu, muayene temiz bile görünse şüpheli hücre çoğalması ihtimalini yükseltebilir. Oran yüzde on ile on sekiz aralığında seyrediyorsa orta grupta bir şüpheden bahsedilebilir.
Buna karşılık oran yüzde yirmi beş seviyelerinin üzerinde bulunuyorsa, bu durum nispeten rahatlatıcı bir tablo sunar. Yüksek serbest protein oranı, prostatın yüksek ihtimalle masum bir şekilde hacimsel olarak büyüdüğüne işaret edebilir. Bu detaylı ayrım sayesinde, hastalar gereksiz doku alma işlemlerinden büyük oranda korunabilir ve sadece gerçekten şüphe duyulan vakalara odaklanılabilir.
PSA Yüksekliğinde Uygulanan Ürolojik Değerlendirme Yöntemleri Nelerdir?
Kan tahlillerinde eşik değerlerin aşıldığı durumlarda tek bir değere bakılarak aceleci teşhisler konulmaz. Klinikte, hastanın durumunu her açıdan değerlendirebilmek için ek inceleme adımlarına başvurulur. Bu süreçte takip edilen başlıca yöntemler şunlardır:
- Parmakla muayene
- PSA hızı
- PSA yoğunluğu
- Prostat MR görüntülemesi
Parmakla muayene, en eski ama teşhise katkısı hala çok yüksek olan bedensel bir kontroldür. Hekim, prostat dokusunun arka yüzeyindeki sertlikleri, nodülleri veya düzensizlikleri dokunarak değerlendirir. Kanda hiçbir yükseklik saptanmasa dahi, sadece bu muayenede hissedilen bir anormallik ileri inceleme gerekliliği doğurabilir.
PSA hızı, protein değerinin o anki seviyesinden ziyade geçmişten bugüne ne kadar hızlı bir ivmeyle arttığını hesaplayan bir parametredir. Yıllar içindeki ufak tefek artışlar yaşa bağlanabilirken, çok kısa sürede yaşanan hızlı ivmelenmeler alarm verici kabul edilebilir ve hekimi daha dikkatli olmaya itebilir.
PSA yoğunluğu ise organın büyüklüğüyle kan değerinin uyumlu olup olmadığını tartar. Ultrasonla bezin boyutu ölçülür ve kan değeri bu boyuta bölünür. Organ küçük ama protein üretimi çok fazlaysa, bu durum hücrelerin gereğinden fazla aktif olabileceği izlenimini verebilir.
Prostat MR görüntülemesi, günümüz teknolojisinin sunduğu en önemli araçlardan biridir. Doku içindeki su moleküllerinin hareketini ve kanlanmayı detaylıca inceleyen bu tarama, şüpheli bölgeleri haritalandırır ve eğer doku örneği alınacaksa hekimin doğrudan bu hedeflere yönelmesine büyük ölçüde imkan tanır.
Prostat Biyopsisi Hangi Yöntemlerle Yapılabilir?
Gerekli tüm muayeneler ve görüntülemeler sonucunda şüphe hala güçlü bir şekilde devam ediyorsa, doku düzeyinde ne olup bittiğini anlamak için örneklemeye ihtiyaç duyulur. Bu işlem sırasında başvurulan başlıca teknikler şunlardır:
- Transrektal biyopsi
- Transperineal biyopsi
- Füzyon biyopsi
Transrektal biyopsi, yıllardır uygulanan en yaygın yaklaşımdır. İnce bir ultrason aletiyle makat bölgesinden girilerek prostata ulaşılması hedeflenir. Çeşitli bölgelerden ince iğnelerle milimetrik parçalar alınır. İşlem bölgesinin doğası gereği, önceden alınan koruyucu ilaçlarla enfeksiyon risklerinin önüne geçilmesi amaçlanır.
Transperineal biyopsi tekniği ise, son dönemde daha sık başvurulan bir alternatiftir. Bu yöntemde aletler bağırsak içine girmek yerine, anüs ile testis bölgesi arasındaki ciltten geçirilerek beze ulaştırılır. İğnelerin bağırsak florasıyla temas etmemesi, işlem sonrasında yaşanabilecek iltihaplanma veya enfeksiyon ihtimallerini büyük ölçüde düşürebilir.
Füzyon biyopsi ise önceki iki yöntemle de uygulanabilen bir tür hedefe yönelme teknolojisidir. İşlem öncesinde çekilmiş MR görüntüleri ile biyopsi anındaki ultrason görüntüleri bir bilgisayar programı yardımıyla üst üste bindirilir. Bu birleştirme işlemi sayesinde doku içindeki hedefler çok daha net bir şekilde görülebilir ve daha isabetli parça alımı sağlanabilir.
Biyopsi Patolojik İnceleme Sonuçları Neler Olabilir?
Alınan küçük doku örnekleri, laboratuvar ortamında mikroskop altında incelendiğinde farklı hücresel durumlar rapor edilebilir. Bu aşamada hastaların karşısına çıkabilecek başlıca sonuçlar şunlardır:
- Prostatit
- Yüksek dereceli hücre değişiklikleri
- Belirsiz hücre çoğalmaları
- Prostat adenokanseri
Prostatit olarak gelen raporlar, doku düzeyinde kanserli bir yapı bulunmadığını, bunun yerine kronikleşmiş veya yaşa bağlı iltihabi reaksiyonların yaşandığını ifade edebilir. Bu durumlar çoğunlukla hastayı rahatsız etmiyorsa sadece izlem gerektirebilir.
Yüksek dereceli hücre değişiklikleri, hücrelerin yapısında bazı atipik bozulmalar başladığını gösterir. Kanalların yapısı henüz sağlamdır ancak bir sonraki aşamalarda daha olumsuz değişimler yaşanma ihtimali bulunabilir. Bu yüzden bu sonuç, hastanın daha sıkı takipte kalmasını gerektiren bir uyarı niteliğindedir.
Belirsiz hücre çoğalmaları ise teşhiste gri alanı temsil eder. Hücreler şüpheli görünmesine rağmen, kesin bir tanı koymaya yetecek kadar belirgin değildirler. Bu gibi durumlarda, bir süre sonra farklı noktalardan tekrar doku örneği alınması planlanabilir.
Prostat adenokanseri raporu ise dokuda şüpheli hücre çoğalmasının kesinleştiği durumlarda verilir. Bu teşhis konduğunda hücrelerin saldırganlık durumuna göre düşük, orta veya yüksek riskli olarak sınıflandırma yapılır ve tedavi seçenekleri bu derecelemeye göre şekillenir.
Tedavi ve Sonrası Serbest PSA Testi İzlemi Nasıl Yürütülür?
Teşhisin netleşmesinin ardından, hastalığın evresine ve dokunun durumuna bağlı olarak hastaya uygun tedavi planı oluşturulur. Erken dönemde saptanan ve sadece organ içinde sınırlı kalan durumlarda genellikle cerrahi yöntemlere veya ışın tedavilerine başvurulabilir. Cerrahi girişimlerde organın sorunlu dokularla birlikte vücuttan uzaklaştırılması amaçlanırken, ışın tedavilerinde yüksek enerjili ışınlarla zararlı hücrelerin etkisiz hale getirilmesi planlanır. Her iki yöntemin temel amacı da hastalığın büyümesini engellemek ve hastanın sağlıklı yaşam döngüsüne devam edebilmesini sağlamaktır.
Bu tedavi süreçlerinin başarıyla uygulanmasının ardından, düzenli kan testlerinin rolü bir kez daha kritik hale gelir. Ameliyatla prostat dokusu alınan bir hastada, kan dolaşımındaki enzimin çok düşük seviyelere inmesi ve uzun süre o seviyelerde kalması beklenir. Bu düşüş, vücuttaki sorunun büyük oranda çözüldüğünün habercisi olarak yorumlanabilir.
Ancak belirli bir zaman geçtikten sonra, yıllar içinde bu enzimin seviyesinde yeniden ufak ufak artışlar gözlemlenebilir. Tıpta biyokimyasal nüks olarak adlandırılan bu sinsi yükselişler, gözle görülür veya hissedilir bir ağrı yaratmasa da hücrelerin bir yerlerde yeniden harekete geçmiş olabileceği ihtimalini gündeme getirir. Bu yüzden tedavisi tamamlanmış ve kendini çok iyi hisseden kişilerin bile doktor kontrollerini aksatmaması beklenir. İlk yıllarda sık sık, ilerleyen yıllarda ise düzenli aralıklarla devam eden bu izlemler, sağlığın korunmasında en güçlü savunma hatlarından biri olmaya devam edecektir.
Sıkça sorulan sorular
Serbest PSA testi, kandaki proteine bağlı olmayan prostat spesifik antijen (PSA) miktarını ölçer. Genellikle total PSA testiyle birlikte değerlendirilerek prostat kanseri ile iyi huylu prostat büyümesi arasındaki ayırımda yardımcı olur.
Serbest PSA testi, koldan alınan kan örneğiyle yapılan basit bir laboratuvar testidir. Örnek analiz edilerek serbest PSA düzeyi ve gerektiğinde serbest PSA/total PSA oranı hesaplanır.
Testten önce ejakülasyon, yoğun bisiklet sürme, prostat muayenesi veya bazı ürolojik girişimler PSA düzeylerini etkileyebilir. Kullanılan ilaçlar ve sağlık durumu hakkında doktora bilgi verilmesi önemlidir.
Serbest PSA için tek bir ideal değer yoktur. Değerlendirmede çoğunlukla serbest PSA/total PSA oranı, hastanın yaşı, total PSA düzeyi ve klinik bulgular birlikte dikkate alınır. Sonuçlar mutlaka üroloji uzmanı tarafından yorumlanmalıdır.
Düşük serbest PSA/total PSA oranı prostat kanseri olasılığını artırabilir. Ancak bu sonuç tek başına tanı koydurmaz. Gerekli durumlarda prostat MR’ı, biyopsi ve diğer tanısal yöntemlerle ileri değerlendirme yapılabilir.
Yüksek serbest PSA/total PSA oranı genellikle iyi huylu prostat büyümesi gibi kanser dışı nedenlerle ilişkilendirilebilir. Ancak kesin değerlendirme için test sonuçları hastanın öyküsü ve muayene bulgularıyla birlikte ele alınmalıdır.
Hayır. Serbest PSA testi tanıya yardımcı bir laboratuvar incelemesidir. Kesin tanı için fizik muayene, total PSA, multiparametrik prostat MR’ı ve gerekli görülen hastalarda prostat biyopsisi gibi ek değerlendirmeler gerekebilir.
Total PSA değeri sınırda yüksek olan, prostat kanseri riski değerlendirilen, prostat hastalığı belirtileri bulunan veya ileri inceleme gereksinimi olan kişilerde üroloji uzmanı tarafından istenebilir.
Testin tekrarlanma sıklığı kişinin yaşı, PSA düzeyi, aile öyküsü, prostat hastalıkları ve diğer risk faktörlerine göre belirlenir. Düzenli takip planı üroloji uzmanı tarafından oluşturulmalıdır.
Serbest PSA testi yaptırmak isteyen, PSA yüksekliği saptanan veya prostat hastalığı şüphesi bulunan kişilerin değerlendirme ve takip süreci için üroloji uzmanına başvurması önerilir.

1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
