Prostat apsesi, prostat bezinin dokusu içerisinde iltihaplı sıvı (cerahat) birikmesiyle meydana gelen kapalı bir enfeksiyon kitlesidir. Bu hastalık, prostatta bölgesel hücre hasarı yaratarak yaşam kalitesini hızla düşürür.
Üroloji pratiğinde acil müdahale gerektiren bu tıbbi durum erkeklerde idrar yolları ve üreme sağlığını doğrudan tehdit eder. Kapsül içinde biriken iltihap, doku basıncını artırarak ağrılı bir süreci tetikler.
Pelvik bölgedeki hassas anatomik konumu sebebiyle, oluşan bu enfeksiyon havuzu çevredeki diğer yapıların da normal işleyişini zorlaştırır. İltihaplı kitle bedenin savunma direncini zorlar ve sistemik sağlığı sarsar.
Sağlıklı bir boşaltım fonksiyonu için prostatın enfeksiyonlardan tamamen arındırılması şarttır. Profesyonel ürolojik değerlendirmeler sayesinde bu iltihabi yapının vücuttan güvenle uzaklaştırılması ve hastanın yaşam konforuna yeniden kavuşması sağlanır.
Üroloji Uzmanı
1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
Prostat apsesi nasıl meydana gelir?
Enfeksiyonun prostat dokusuna ulaşarak zamanla bir apse formasyonuna dönüşmesi, çoğunlukla bakteri barındıran idrarın prostatın kendi iç kanallarına doğru ters yönde kaçmasıyla başlar. Normal şartlar altında mesanede biriken idrar, üretra adını verdiğimiz kanaldan geçerek dışarı atılır. Ancak idrar akışını zorlaştıran bazı etkenler veya mesane içi basıncın olağandan fazla artması, idrar yolunda bulunan bakterilerin prostatın ince kanalcıklarından içeri doğru sızmasına yol açabilir. Prostatın bu karmaşık kanalcık sisteminde bir tıkanıklık meydana geldiğinde, vücudun savunma mekanizması hemen devreye girer. Vücudumuz, enfeksiyonla mücadele etmek için bölgeye çok sayıda beyaz kan hücresi gönderir. Bu hücreler bakterilerle savaşırken o bölgede yoğun bir hücre birikimi oluşur ve dokuda mikro düzeyde küçük iltihap kesecikleri meydana gelmeye başlar. Zaman ilerledikçe, enfeksiyonun hücresel boyutta yarattığı hasar sebebiyle bu küçük iltihap odakları birbirleriyle birleşir. Birleşen bu odaklar, ölü doku ve cerahat dolu daha geniş boşluklar haline gelir. Çok daha nadir durumlarda ise, idrar yollarında belirgin bir sorun olmamasına rağmen, diş, akciğer veya cilt gibi vücudun tamamen farklı bir bölgesindeki enfeksiyon kaynağından kan yoluyla prostat bezine ulaşan bakteriler de apse oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu süreçlerin tamamı, hastanın anatomik yapısına ve bağışıklık sisteminin durumuna göre farklı hızlarda ilerleyebilir.
Prostat apsesi gelişiminde rol oynayan risk faktörleri nelerdir?
Prostat apsesi, her erkekte aniden ortaya çıkabilecek sıradan bir rahatsızlık olmaktan ziyade, genellikle altta yatan bazı kolaylaştırıcı durumların varlığında gelişim gösterir. Bu kolaylaştırıcı etkenler, vücudun normal savunma bariyerlerini zayıflatarak enfeksiyonun doku içine yerleşmesine imkan tanır. Hastalığın gelişimine zemin hazırlayan risk faktörleri şunlardır:
- Şeker hastalığı
- İdrar sondası kullanımı
- Bağışıklık sistemi zayıflığı
- Prostat büyümesi
- Sık idrar yolu enfeksiyonları
- Endoskopik idrar yolu işlemleri
Bu faktörler arasında en çok karşılaşılan durumlardan biri şeker hastalığıdır. Uzun süre devam eden diyabet, vücuttaki ince kılcal damarların yapısını bozarak organların yeterli düzeyde kanlanmasını engeller. Bununla birlikte sinir uçlarında yarattığı olumsuz etkiler nedeniyle mesanenin kasılma yeteneği azalır ve idrar boşaltılamaz. İdrarın içeride beklemesi ve şeker hastalığının vücuttaki beyaz kan hücrelerinin mikroplarla savaşma gücünü düşürmesi, apse oluşumu için oldukça elverişli bir ortam yaratır. İdrar yollarına dışarıdan yapılan tıbbi müdahaleler de önemli bir başka risk unsurudur. Sonda takılması veya idrar kanalından kameralı aletlerle girilmesi, idrar yolunun doğal koruyucu dokusunu zedeleyebilir. Bu tür işlemler, bakterilerin idrar kanalında tutunmasını ve yukarı doğru ilerlemesini kolaylaştırır. Ayrıca kemoterapi alanlar veya organ nakli olanlar gibi bağışıklık sistemi belirgin şekilde zayıflamış kişilerde, normalde çok zayıf olan bakteriler bile vücudun hücresel savunma sisteminin yetersiz kalması nedeniyle prostatta sinsi bir şekilde ilerleyen iltihaplar yaratabilir. İleri yaşlardaki erkeklerde sıkça görülen iyi huylu prostat büyümesi ise, idrar kanalını dıştan sıkıştırarak mesane çıkışını zorlar. Mesane idrarı atabilmek için çok yüksek bir basınçla kasılmak zorunda kalır ve bu basınç, mikroplu idrarın prostatın iç kanallarına doğru püskürtülmesine neden olarak enfeksiyon riskini artırır.
Hangi mikroplar prostat apsesi tablosuna yol açar?
Prostat apsesine neden olan mikroorganizmalar, hastalığın gelişim şekline ve hastanın taşıdığı genel sağlık koşullarına göre belirgin farklılıklar gösterir. Günlük yaşam koşturmacası içerisinde, hastane ortamıyla yoğun bir temas olmadan gelişen vakalarda karşılaşılan ajanlar genellikle bağırsak florasının doğal üyeleridir. İltihaplanmaya neden olan temel mikroorganizmalar şunlardır:
- Escherichia coli
- Klebsiella pneumoniae
- Proteus mirabilis
- Pseudomonas aeruginosa
- Enterobacter türleri
- Dirençli hastane bakterileri
Vakaların önemli bir kısmında, aslında sağlıklı bir insanın bağırsağında zararsızca yaşayan ancak idrar yollarına geçtiğinde inatçı enfeksiyonlar yaratan Escherichia coli bakterisi tespit edilir. Bu bakteriyi diğer benzer türler takip eder ve bunlar genellikle standart tedavi protokollerine olumlu yanıt verme eğilimindedir. Buna karşılık, hastane ortamında gelişen veya idrar yollarına yapılan tıbbi bir müdahale sonrasında ortaya çıkan enfeksiyonlarda mikrobiyolojik yapı oldukça değişir. Biyopsi, uzun süreli sonda kullanımı veya endoskopik ameliyatlar sonrasında gelişen tablolarda doğadaki en inatçı bakterilerden bazıları rol oynayabilir. Hastane kaynaklı durumlarda birden fazla mikrobun aynı anda enfeksiyona yol açması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Özellikle yaygın olarak kullanılan güçlü antibiyotiklere karşı direnç geliştirmiş ve ilaçları etkisiz hale getiren özel enzimler üreten bakteri türleri, tedavi sürecini çok daha zorlu ve uzun bir hale getirebilir. Bu nedenle enfeksiyonun kaynağını bilmek, tedavi stratejisini belirlemek açısından büyük önem taşır.
Prostat apsesi hastalarında görülen genel belirtiler nelerdir?
Prostat apsesinin klinik tablosu, başlangıç aşamasında basit bir prostat iltihabı veya ağır bir gribal enfeksiyon ile oldukça benzer belirtiler gösterir. Ancak bu tabloyu diğerlerinden ayıran en belirgin özellik, uygulanan genel tedavilere rağmen şikayetlerin azalma eğilimi göstermemesidir. Hastalarda ortaya çıkan genel ve sistemik belirtiler şunlardır:
- Dirençli yüksek ateş
- Şiddetli üşüme ve titreme
- Yoğun gece terlemeleri
- Derin halsizlik hissi
- İştah kaybı
- Yaygın kas ve eklem ağrıları
- Genel yorgunluk hali
Hastalar çoğunlukla vücut ısısının çok yüksek seviyelere çıkmasından ve düşürülememesinden şikayet eder. Bu yüksek ateşe genellikle dişleri birbirine vurduracak kadar şiddetli titreme krizleri eşlik eder. Vücut, içerideki yoğun iltihapla savaşırken aşırı enerji harcar ve bu durum hastayı yatağa bağlayacak kadar derin bir halsizliğe sürükler. Genel durum bozukluğu, kişinin günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmesini neredeyse imkansız hale getirir. Ateş ve titreme ataklarının ardından gelen yoğun terleme, hastanın uyku düzenini bozarak yorgunluk hissini daha da artırır. Tüm bu sistemik belirtiler vücudun ciddi bir enfeksiyonla karşı karşıya olduğunun ve iltihabın lokal bir bölgeden çıkarak tüm metabolizmayı etkilemeye başladığının önemli göstergeleridir.
Prostat apsesi varlığında ortaya çıkan idrar şikayetleri nelerdir?
Enfeksiyon ve buna bağlı gelişen ödem, prostat bezinin hacmini artırdıkça, idrar yolları üzerinde mekanik bir baskı oluşmaya başlar. Bu baskı ve iltihabın yarattığı tahriş, hastanın tuvalet alışkanlıklarını dramatik şekilde değiştirir. Hastaların yaşadığı lokal ve işeme odaklı şikayetler şunlardır:
- Sık idrara çıkma
- İdrar yaparken şiddetli yanma
- Ani bastıran tuvalet ihtiyacı
- İdrar tazyikinde belirgin azalma
- İdrarın çatallı çıkması
- Kesik kesik idrar yapma
- Alt karın bölgesinde basınç hissi
İlk etapta idrar kesesinin enfeksiyona karşı verdiği tepki nedeniyle gün ve gece boyunca sürekli tuvalete gitme ihtiyacı ön plandadır. Hasta, idrarını yaparken idrar kanalında bıçak kesiği benzeri bir acı ve yanma hisseder. Aniden bastıran ve tutulamayacak gibi gelen acil idrar yapma hissi, yaşam kalitesini oldukça düşürür. Zaman ilerledikçe prostat dokusu içindeki cerahat havuzu büyür ve bu durum prostatın bir mengene gibi idrar kanalını sıkmasına neden olur. Kanalın daralmasıyla birlikte idrar akımının hızı ve basıncı yavaşlar. Hasta idrarını başlatmakta zorlanır, idrar çatallanarak veya damlalar halinde çıkar. İltihaplı kitle idrar yolunu iyice daralttığında, süreç bazen hastanın hiç idrar çıkaramadığı ve acil müdahale gerektiren idrar tıkanıklığı tablosuyla sonuçlanabilir. Buna ek olarak apse kitlesinin bağırsakların son kısmına doğru yaptığı baskı nedeniyle hastalar dışkılama sırasında zonklayıcı bir ağrı ve sürekli tuvalete gitme ihtiyacı hissedebilirler.
Prostat apsesi şüphesinde fizik muayene nasıl yapılır?
Hastanın şikayetleri dinlendikten sonra teşhisin şekillenmesi için fizik muayene adımı büyük önem taşır. Bu muayenenin en kritik aşaması, doktor tarafından makat bölgesinden parmakla yapılan prostat değerlendirmesidir. Bu işlem kulağa rahatsız edici gelse de prostatın durumu hakkında en değerli bilgileri sağlayan yöntemlerden biridir. Muayene esnasında doktor prostat bezini incelerken bezin boyutlarını, yapısındaki asimetriyi ve hastanın ağrıya verdiği tepkiyi değerlendirir. Prostat bezi genellikle normal boyutlarının çok ötesinde genişlemiş, dokunmaya karşı oldukça hassas, ödemden dolayı gergin ve çevre dokulara kıyasla daha sıcak olarak hissedilir.
Muayene sırasında doktorun prostat yüzeyinde içi sıvı dolu bir yapı hissetmesi, apse varlığının çok güçlü bir işaretidir. Ancak iltihap kesesi prostatın daha derin kısımlarında yer alıyorsa, parmakla yapılan bu incelemede dışarıdan bir farklılık hissedilmeyebilir. Bu noktada çok dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Muayene sırasında prostat dokusuna sert baskı uygulamak veya masaj yapmak, içerideki basınçlı apse kılıfının zedelenmesine sebep olabilir. İltihabın çevre dokulara yayılması veya kana karışarak daha ağır bir tablo yaratması riski bulunduğundan, doktor bu muayeneyi son derece nazik ve yavaş bir şekilde gerçekleştirir. Muayene bulguları daima laboratuvar testleri ile desteklenerek doğrulama yoluna gidilir.
Prostat apsesi teşhisinde hangi kan ve idrar testleri istenir?
Klinik muayenenin ardından şüpheleri doğrulamak ve enfeksiyonun ciddiyetini sayısal verilerle ortaya koymak için laboratuvar testlerine başvurulur. Bu testler, hem hastalığın adını koymak hem de hangi ilacın daha etkili olacağını belirlemek açısından vazgeçilmezdir. Hastadan istenen temel laboratuvar incelemeleri şunlardır:
- Tam idrar tahlili
- İdrar kültürü
- Kan kültürü
- Tam kan sayımı
- C-reaktif protein testi
- Prostat spesifik antijen
Tam idrar tahlilinde idrar içerisinde yoğun iltihap hücrelerinin, bakterilerin ve doku tahribatına bağlı olarak kan hücrelerinin varlığı araştırılır. Hastalığa neden olan mikrobun kimliğini saptamak ve hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu bulabilmek için idrar ve kan kültürleri alınması oldukça önemlidir. Kanda bakılan tam kan sayımında savunma hücreleri olan lökositlerin çok yüksek seviyelere ulaştığı görülür. Vücuttaki iltihabın genel bir göstergesi olan C-reaktif protein değerleri de enfeksiyonun şiddetiyle orantılı olarak artış gösterir. Prostat hastalıklarının takibinde sıkça duyulan prostat spesifik antijen değerleri de bu dönemde oldukça yüksek çıkabilir. Ancak buradaki artışın temel sebebi hücresel bozulma değil prostat dokusu içindeki yoğun iltihap ve doku tahribatının yarattığı sızıntıdır. Bu nedenle apsenin aktif döneminde bakılan bu test değerleri sağlıklı bir tarama için kullanılmaz, doğru bir değerlendirme için hastanın büyük ölçüde iyileşmesi beklenir.
Prostat apsesi görüntüsü hangi radyolojik tetkiklerle saptanır?
Laboratuvar sonuçları enfeksiyonu doğruladıktan sonra, apsenin boyutunu, tam konumunu ve çevre organlarla olan ilişkisini görselleştirmek için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. Bu görüntüler, doktorun tedavi rotasını belirlemesi için bir harita işlevi görür. Tanı sürecinde kullanılan görüntüleme yöntemleri şunlardır:
- Transrektal ultrasonografi
- Pelvik manyetik rezonans görüntüleme
- Bilgisayarlı tomografi
- Karın bölgesi ultrasonu
Radyolojik değerlendirmede ilk tercih genellikle prostatın hemen yanından oldukça net görüntüler alınmasını sağlayan transrektal ultrasonografidir. Özel tasarlanmış ince bir cihazın yardımıyla prostat bezinin içi detaylı şekilde incelenir. Bu incelemede apse, düzensiz duvarları olan ve içerisinde sıvı hareketleri barındıran karanlık boşluklar olarak ekrana yansır. Ancak bazı hastalar enfeksiyonun yarattığı şiddetli ağrı nedeniyle bu ultrason işlemini tolere edemeyebilir. Ayrıca enfeksiyonun prostat sınırlarını aşıp etraftaki kas ve yağ dokularına yayıldığından şüphelenilen daha karmaşık vakalarda ultrasonun görüş alanı yetersiz kalabilir. Böyle durumlarda pelvik manyetik rezonans veya tomografi çekimlerine başvurulur. Manyetik rezonans görüntüleme, apse kesesinin iç yapısını, kaç bölmeden oluştuğunu ve etrafındaki yumuşak dokularla ilişkisini oldukça yüksek bir detayla göstererek tedavi planlamasına büyük katkı sağlar.
Prostat apsesi tedavisinde kullanılan ilaçlı yöntemler nelerdir?
Hastalığın tedavisine karar verilirken öncelikle hastanın genel durumu ve çekilen filmlerde görülen apsenin büyüklüğü dikkate alınır. Tedavinin ilk ve en önemli adımı enfeksiyonla güçlü bir kimyasal mücadele başlatmaktır. Tedavi planlamasında kullanılan medikal destek ve ilaç seçenekleri şunlardır:
- Damar yoluyla verilen antibiyotikler
- Geniş spektrumlu haplar
- Ateş düşürücü ilaçlar
- Ağrı kesiciler
- Prostat kaslarını gevşeten ilaçlar
- Bol sıvı takviyeleri
Eğer ultrasonda ölçülen apse boşluğunun çapı ufaksa ve hastanın genel durumu ağır bir tabloyaya işaret etmiyorsa, yalnızca ilaç tedavisi ile süreci yönetmek tercih edilebilir. Bu yaklaşımda hastaya doğrudan damar yolu aracılığıyla dokulara nüfuz etme gücü oldukça yüksek olan antibiyotikler verilir. Tedavi süresince apse odağının küçülüp küçülmediğini takip etmek amacıyla belirli aralıklarla ultrason kontrolleri tekrarlanır. İlaçların etkisiyle hastanın ateşi düşmeye ve kan değerleri düzelmeye başladığında tedavi ağızdan alınan haplarla sürdürülür. Prostat dokusu yapısı gereği ilaçların zor ulaştığı bir bölge olduğu için, hastalık belirtileri ortadan kalksa bile enfeksiyonun yeniden alevlenmesini önlemek adına antibiyotik kullanımına doktorun önerdiği süre boyunca devam edilmesi yaygın bir uygulamadır.
Prostat apsesi için uygulanan iğneyle boşaltma işlemi nasıl yapılır?
İlaç tedavisine beklenen hızda yanıt alınamayan, apsenin belirli bir büyüklüğü aştığı veya hastanın şikayetlerinin giderek arttığı durumlarda, içerideki basınçlı iltihap birikimini fiziksel olarak dışarı çıkarmak gerekir. Bu amaçla uygulanan yöntemlerden biri, daha az girişimsel olan iğneyle aspirasyon işlemidir. İğneyle boşaltma işleminde kullanılan araç ve yöntemler şunlardır:
- Lokal anestezi uygulamaları
- Ultrason rehberliği
- İnce aspirasyon iğneleri
- Özel drenaj tüpleri
- Yıkama sıvıları
Bu işlem hastaya uygulanan bölgesel uyuşturma veya hafif bir sakinleştirici eşliğinde gerçekleştirilir. Ultrason ekranından iğnenin yönü milimetrik olarak takip edilir. İltihabın konumuna göre iğne ya makat bölgesinden ya da anüs ile testis torbası arasındaki cilt alanından girilerek doğrudan apse boşluğunun içine yönlendirilir. İğne hedef noktaya ulaştığında, içerideki cerahat özel enjektörler yardımıyla çekilerek dışarı alınır. Apse boşluğu büyükse veya içerideki iltihap oldukça yoğun kıvamlıysa sadece iğne ile çekmek yetersiz kalabilir. Böyle zamanlarda iğnenin içinden geçirilen çok ince ve ucu kıvrımlı plastik bir tüp apse boşluğuna bırakılır. Bu sayede içeride birikmeye devam eden sıvının birkaç gün boyunca sürekli olarak dışarı akması sağlanır. Bu yöntem büyük oranda rahatlama sağlasa da bazı karmaşık apse tiplerinde işlemin tekrarlanması gerekebilir.
Kapalı ameliyat yöntemi prostat apsesi tedavisinde nasıl uygulanır?
Apse boyutu çok büyük olduğunda, içerisinde çok sayıda duvar veya bölme bulunduğunda ya da iğneyle boşaltma işleminden beklenen sonuç alınamadığında, prostat apsesi tedavisi için kapalı cerrahi yönteme başvurulur. İdrar kanalı kullanılarak gerçekleştirilen bu operasyonda uygulanan adımlar şunlardır:
- Genel veya bölgesel anestezi
- Kamera destekli rezektoskop kullanımı
- İdrar kanalından dikkatli ilerleme
- Apse çatısının kesilerek açılması
- Bol serum ile doku yıkanması
Bu operasyon hastanın hiçbir yerinde kesi izi bırakmayan kapalı bir yöntemdir. Özel bir kamera sistemine sahip olan ince cerrahi aletler yardımıyla hastanın doğal idrar kanalından girilerek prostat bölgesine ulaşılır. İdrar yolunun içerisinden bakıldığında, prostatın arkasındaki iltihap havuzunun kanalın içine doğru yaptığı şişkinlik ve kızarıklık rahatlıkla görülebilir. Doktor, aletin ucundaki özel sistemleri kullanarak idrar yoluna baskı yapan bu apsenin tavan kısmını tıraşlar ve açar. Böylece kapalı bir kutu şeklinde olan iltihap odası, doğrudan idrar kanalına bağlanmış geniş bir boşluğa dönüşür. Tavanın açılmasıyla birlikte yüksek basınç altındaki enfekte sıvı dışarı boşalır. İşlemin son kısmında açılan bu mağara benzeri alan özel steril sıvılarla uzun süre yıkanır ve geride kalan kalıntılar temizlenir. Apse çatısı ortadan kaldırıldığı için, içeride yeniden iltihap birikme ihtimali önemli oranda azalır. Tedavi gücü oldukça yüksek olan bu yöntemin ardından hasta, büyük bir rahatlama hisseder.
Tedavi edilmeyen prostat apsesi vakalarında hangi komplikasyonlar gelişebilir?
Belirtilerin ciddiye alınmadığı, tanıda gecikilen veya zamanında uygun müdahale yapılmayan durumlarda prostat apsesi yerinde sabit durmaz. Vücut içindeki yüksek basınçlı enfeksiyon, etrafındaki dokuları tahrip etmeye başlar ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Tedavide geç kalındığında ortaya çıkabilecek muhtemel komplikasyonlar şunlardır:
- Çevre pelvik dokulara iltihap yayılımı
- Bağırsak ve idrar yolu arası anormal kanallar
- Kana bakteri karışması
- Tansiyonun aniden düşmesi
- Hayati organlarda fonksiyon kaybı
- Böbrek enfeksiyonları
İltihap, prostatın dış kılıfını aşarak çevresindeki kaslara ve dokulara yayılabilir. Enfeksiyonun yarattığı doku erimesi sonucunda rektum, mesane ve üretra arasında tünel şeklinde istenmeyen kanallar oluşabilir ve bu durum dışkı ile idrarın birbirine karışmasına neden olabilir. Bunlardan daha da önemlisi, prostatın etrafındaki geniş kan damarı ağına sızan bakterilerin kana karışmasıdır. Bu durum gerçekleştiğinde vücudun savunma sistemi zorlanmaya başlar. Kan basıncında yaşanan düşüşler ve kan akımı bozuklukları, iç organların yeterince beslenememesine sebep olabilir. Bu tablo hastanın genel sağlığını derinden etkileyen ve yoğun bakım şartlarında tedavi gerektirebilen ciddi bir aşamadır. Bu sebeple hastalık hafife alınmamalı ve şüphe duyulduğunda en kısa sürede tıbbi destek aranmalıdır.
Prostat apsesi iyileşme ve takip sürecinde nelere dikkat edilmelidir?
Başarılı bir boşaltım işlemi ve düzenli ilaç kullanımının ardından hastanın genel durumunda günler içerisinde gözle görülür bir toparlanma başlar. Ateş normale döner, ağrılar azalır ve laboratuvar değerleri iyileşme eğilimi gösterir. Ancak hastaneden taburcu olmak, tedavinin tamamen bittiği anlamına gelmez. Sağlıklı bir iyileşme dönemi için hastaların dikkat etmesi gereken bazı unsurlar şunlardır:
- Verilen antibiyotikleri düzenli almak
- Günde ortalama iki litre su tüketmek
- Kontrol randevularını aksatmamak
- Düzenli idrar tahlili yaptırmak
- Bağırsak düzenine dikkat etmek
- Kişisel hijyene özen göstermek
Prostat dokusu yoğun bir enfeksiyon atlatmış olduğu için, dokunun normal formuna dönmesi bazen uzun haftalar alabilir. Bu nekahat döneminde zaman zaman kasık bölgesinde hafif sızılar veya işeme esnasında ufak hassasiyetler yaşanması beklenen bir durumdur. Operasyon geçiren hastalarda prostattaki anatomik genişleme nedeniyle, uzun vadede meninin geriye, idrar kesesine doğru kaçması gibi durumlar görülebilir. Tedavinin yarım bırakılması, hastalığın tekrar ortaya çıkmasına neden olabileceği için ilaçların doktorun belirttiği süre boyunca kullanılması çok kritiktir. İyileşme sürecinin düzenli aralıklarla yapılacak muayeneler ve testlerle kontrol altında tutulması, hem idrar yollarının sağlığını korumak hem de hastanın günlük yaşam konforunu tekrar sağlamak açısından en doğru yaklaşımdır.
